CUMHURİYETÇİ KARARLILIĞI

Ahmet KILIÇASLAN AYTAR

     
 
 
              Cumhuriyetin 86. yılına erdiğimiz şu günde bilhassa iç ve dış politikamızda  kendini gösteren  ciddi bir dönüşüm yaşanıyor. 
              İç politikamız da;  " Demokratik Açılım" ,
              Dış politikamız da; " Doğu ve Batı Arasında Köprü Olmak" sloganı üzerinden " Yeni Osmanlıcılık" ürüyor.
              Osmanlıcılık; Cumhuriyetin zehiridir.
              Yaygın bir kanaat Türkiye Cumhuriyetinin  86. yılında  giderek  büyüyen  hızla zehirlenmeye çalışıldığı yönündedir. 
 
                 *
              Büyük Önderimiz şöyle diyor;
              " Biz büyük bir devrim yaptık. Ülkeyi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski kurumu yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak gerekir. Ulusun ve devrimin içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için bütün ulusalcı ve cumhuriyetçi güçlerin bir yerde toplanması gerekir."
              Abdullah Gül, 86. yıldönümü mesajında;
              " Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin temelinde muassır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma hedefini yakalayabilmek için ekonomik-sosyal kalkınma ve halkın refahını sağlama hamlelerini ve demokratik tutum ve davranışları her alanda hayata geçirme gayretleriyle birlikte yürütme kararlılığı  " nı öne çıkarıyor.
              Bu ifade,  Abdullah Gül' ün, Türkiye' yi derininden algılamaksızın  ulusun maddi kazançlarını ve  kazanımlarını ön plana getirdiğinin göstergesidir.
              O, Türkiye' yi seküler düzeyde görüyor, pragmatiktir, tek boyutlu...    
              Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ ise şöyle diyor,
              " Ulusal birlik ve beraberliğin sağlanmasının en büyük güvencesi olan cumhuriyet, vatandaşlık esasına dayalı Atatürk' ün belirlediği ulus-devlet yapısıyla da Türk milletinin ve yurdunun bölünmez bütünlüğünün teminatı olmaya devam edecektir."
              Ve devam ediyor;
              TSK, Atatürkçü Düşünce Sistemi ışığında çalışmalarına devam etmektedir."
 
               *
              12 Eylül karanlığının oluşturduğu Türk-İslam sentezi temelinde Milli Güvenlik İdeolojisinde birleştiler.
              Milli, manevi ve dinsel tavırlarıyla, emperyalizmin  Orta Doğu ideolojisine ortak oldular. 
              Osmanlının mirasıyla İslam Birliğini kurmak, geliştirmek, ahlak ve kültür unsurlarını din temelinde biçimlemeyi hedeflediler.
              Ne ki Erbakan' ın İslam alemi içinde yer almak stratejisi başarısız oldu.
              Bu kez Büyük Orta Doğu Projesinde İslam alemini Türkiye' ye ilişiklemek strateji ile çook önemli bir rol üstleniyorlar!
              Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu' da Osmanlı' nın ardından gidiyorlar.
              Sünni İslam Ümmetçiliği ve Fetih İdeolojisi ile  emperyalizmin yanında rol kesiyorlar.
              Cumhuriyet bir tarafa bin yıllık tarih, kültür ve Osmanlının stratejik mirasını da ilişiklendikleri emperyalizm için kahrediyorlar.
              Olmayacak dua için amin diyorlar!
      
               *
              " Demokratik Açılım!"
              Yeni Osmanlıcı düşüncenin  derinliksiz milli irade anlayışıyla geliştirdiği açılım;  Atatürk' ün belirlediği  ulus-devlet  yapısı , Türk milletinin ve yurdunun bölünmez bütünlüğünü tehlikeye atan bir proje olarak tartışılıyor.
              Sünni islam ümmeti  hedefine varmak ve o islamı Türkiye' ye yamamak için " laikliği " gözüne kestirmişlerdir.
              Demokrasiyi ; dinsel kimliğinin  tanınması için şart görüyorlar!             
              Fetih ideolojisi ile  etnik unsurlar kavranmaya çalışılıyor. 
              Yeni  vizyonlarında  herkesi  etnik yapısı temelinde esnemiş , barış ve kardeşlik  söyleminde birleşmiş ümmetçi bir yapıda  hayal ediyorlar. 
              "Etnik kimlik" Türk milletinin ve yurdunun bütünlüğünü tehlikeye atıyor.
              Amerikan Emperyalizmi  bölgenin en güçlü devleti Türkiye' yi bu vizyon ve  adamlarıyla yumuşatıyor.
              Birlikte Türkiye' yi  esnemiş ve istenilen anda dağıtılmaya ramak bırakıyorlar. 
              Yeni vasfıyla Türkiye' yi " ileri bilgi düzeyinde toplum olmak" tan ya da muassır medeniyetler çizgisinden çoook uzak İslam ülkelerine ve yeni bir cephe oluşturmaya, ileri sürüyorlar. 
              Çünkü Osmanlının  geçmiş tarihi, kültürü, stratejik mirasının o toplumlar üzerinde bir tutkal olacağı hesaplanıyor.
              Vay yahu!
 
              *
              Dış politikamız adım- adım   planlanarak yüzümüz doğuya dönüyor. 
              Mahsustan İsrail' e karşı kesiliyoruz.
              Küresel çapta medya desteği ile " mahsus " gerçeğe dönüştürülmeye çalışılıyor.
              Elbette mesela İran ile yükselen  ve önümüzdeki 4-5 yıl içinde  30 milyar dolarlık bir ekonomik ve ticari büyümeye itiraz edilmiyor. 
              Ne ki "Yeni Safevicilik " vizyonunda  ve önlenemez yükselişinde İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı M. Ahmedinejad, "Eşbaşkan" a şunları söylüyor! 
              " Bölgede güvenlik ve ekonomide yaşanan sorunlardan bir çoğu milletler ve hükümetler arasındaki meselelerden faydalanan yabancıların, bölgedeki müdahale ve varlığından kaynaklanmaktadır. Bölge ülkeleri işbirliklerini geliştirdiği oranda mesafeler ve  kötü niyetlerin planları için fırsatlar azalır."  
              Ahmedinejad bir diğer  hususta ise dikkat çekiyor.
               " Siyonist rejim karşısında tutumunuzu takdir ediyoruz!  Bu rejim milletler için tehditdir ve fırsat bulurlarsa bölge ülkelerini kendi topraklarına ilhak etmeye çalışırlar.  Bu nedenle bölgede güçlü ülke bulunmasını istemezler."
 
              *
              Ne gam!
              Ekonomi- ticaret işin mevlasıdır.
              Atlantik ötesinden alınan talimatla ilişikli Yeni Osmanlıcılık densizliğin son kertesindedir.
              İçeride " Demokratik Açılım " ile zayıflatılan Türk Birliği şimdi dışarı uzanıyor.
              Türkiye; kuvvetli , mezheb orijinli, önlenemeyen yükselişte,  yekpare , fetihçi " yeni Safevi"  İran' ı yakın markaja almaya memur ediliyor. 
 
             *
              Hımm!
              Büyük Önderimiz diyor ki;
              " Bizi öldürmedikçe, kafalarımızda ki akımı boğmadıkça, başladığımız devrim ve yenilikler bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki dönemlerde de böyle olacaktır."
              Pekala, biz hangi alemdeyiz?