Cumhuriyetin 86. yılına erdiğimiz şu günde
bilhassa iç ve dış politikamızda kendini gösteren ciddi bir dönüşüm
yaşanıyor.
İç politikamız da; " Demokratik Açılım" ,
Dış politikamız da; " Doğu ve Batı Arasında Köprü
Olmak" sloganı üzerinden " Yeni Osmanlıcılık" ürüyor.
Osmanlıcılık; Cumhuriyetin zehiridir.
Yaygın bir kanaat Türkiye Cumhuriyetinin 86.
yılında giderek büyüyen hızla zehirlenmeye çalışıldığı yönündedir.
*
Büyük Önderimiz şöyle diyor;
" Biz büyük bir devrim yaptık. Ülkeyi bir çağdan
alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski kurumu yıktık. Bunların
binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak gerekir.
Ulusun ve devrimin içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı
korunması için bütün ulusalcı ve cumhuriyetçi güçlerin bir yerde
toplanması gerekir."
Abdullah Gül, 86. yıldönümü mesajında;
" Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin temelinde
muassır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma hedefini yakalayabilmek için
ekonomik-sosyal kalkınma ve halkın refahını sağlama hamlelerini ve demokratik
tutum ve davranışları her alanda hayata geçirme gayretleriyle birlikte
yürütme kararlılığı " nı öne çıkarıyor.
Bu ifade, Abdullah Gül' ün, Türkiye' yi derininden
algılamaksızın ulusun maddi kazançlarını ve kazanımlarını ön plana
getirdiğinin göstergesidir.
O, Türkiye' yi seküler düzeyde görüyor,
pragmatiktir, tek boyutlu...
Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ ise şöyle
diyor,
" Ulusal birlik ve beraberliğin sağlanmasının en
büyük güvencesi olan cumhuriyet, vatandaşlık esasına dayalı Atatürk' ün
belirlediği ulus-devlet yapısıyla da Türk milletinin ve yurdunun
bölünmez bütünlüğünün teminatı olmaya devam edecektir."
Ve devam ediyor;
TSK, Atatürkçü Düşünce Sistemi ışığında
çalışmalarına devam etmektedir."
*
12 Eylül karanlığının oluşturduğu Türk-İslam
sentezi temelinde Milli Güvenlik İdeolojisinde birleştiler.
Milli, manevi ve dinsel tavırlarıyla,
emperyalizmin Orta Doğu ideolojisine ortak oldular.
Osmanlının mirasıyla İslam Birliğini kurmak,
geliştirmek, ahlak ve kültür unsurlarını din temelinde biçimlemeyi
hedeflediler.
Ne ki Erbakan' ın İslam alemi içinde yer almak
stratejisi başarısız oldu.
Bu kez Büyük Orta Doğu Projesinde İslam
alemini Türkiye' ye ilişiklemek strateji ile çook önemli bir rol
üstleniyorlar!
Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu' da Osmanlı' nın
ardından gidiyorlar.
Sünni İslam Ümmetçiliği ve Fetih İdeolojisi ile
emperyalizmin yanında rol kesiyorlar.
Cumhuriyet bir tarafa bin yıllık tarih, kültür ve
Osmanlının stratejik mirasını da ilişiklendikleri emperyalizm için
kahrediyorlar.
Olmayacak dua için amin diyorlar!
*
" Demokratik Açılım!"
Yeni Osmanlıcı düşüncenin derinliksiz milli irade
anlayışıyla geliştirdiği açılım; Atatürk' ün belirlediği ulus-devlet
yapısı , Türk milletinin ve yurdunun bölünmez bütünlüğünü tehlikeye
atan bir proje olarak tartışılıyor.
Sünni islam ümmeti hedefine varmak ve o islamı
Türkiye' ye yamamak için " laikliği " gözüne kestirmişlerdir.
Demokrasiyi ; dinsel kimliğinin tanınması için
şart görüyorlar!
Fetih ideolojisi ile etnik unsurlar kavranmaya
çalışılıyor.
Yeni vizyonlarında herkesi etnik yapısı
temelinde esnemiş , barış ve kardeşlik söyleminde birleşmiş ümmetçi bir
yapıda hayal ediyorlar.
"Etnik kimlik" Türk milletinin ve yurdunun
bütünlüğünü tehlikeye atıyor.
Amerikan Emperyalizmi bölgenin en güçlü devleti
Türkiye' yi bu vizyon ve adamlarıyla yumuşatıyor.
Birlikte Türkiye' yi esnemiş ve istenilen anda
dağıtılmaya ramak bırakıyorlar.
Yeni vasfıyla Türkiye' yi " ileri bilgi düzeyinde
toplum olmak" tan ya da muassır medeniyetler çizgisinden çoook uzak
İslam ülkelerine ve yeni bir cephe oluşturmaya, ileri sürüyorlar.
Çünkü Osmanlının geçmiş tarihi, kültürü,
stratejik mirasının o toplumlar üzerinde bir tutkal olacağı
hesaplanıyor.
Vay yahu!
*
Dış politikamız adım- adım planlanarak yüzümüz
doğuya dönüyor.
Mahsustan İsrail' e karşı kesiliyoruz.
Küresel çapta medya desteği ile " mahsus " gerçeğe
dönüştürülmeye çalışılıyor.
Elbette mesela İran ile yükselen ve önümüzdeki
4-5 yıl içinde 30 milyar dolarlık bir ekonomik ve ticari büyümeye
itiraz edilmiyor.
Ne ki "Yeni Safevicilik " vizyonunda ve önlenemez
yükselişinde İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı M. Ahmedinejad,
"Eşbaşkan" a şunları söylüyor!
" Bölgede
güvenlik ve ekonomide yaşanan sorunlardan bir çoğu milletler ve
hükümetler arasındaki meselelerden faydalanan yabancıların, bölgedeki
müdahale ve varlığından kaynaklanmaktadır. Bölge ülkeleri işbirliklerini
geliştirdiği oranda mesafeler ve kötü niyetlerin planları için
fırsatlar azalır."
Ahmedinejad bir diğer hususta ise dikkat çekiyor.
" Siyonist rejim karşısında tutumunuzu takdir
ediyoruz! Bu rejim milletler için tehditdir ve fırsat bulurlarsa bölge
ülkelerini kendi topraklarına ilhak etmeye çalışırlar. Bu nedenle
bölgede güçlü ülke bulunmasını istemezler."
*
Ne gam!
Ekonomi- ticaret işin mevlasıdır.
Atlantik ötesinden alınan talimatla ilişikli Yeni
Osmanlıcılık densizliğin son kertesindedir.
İçeride " Demokratik Açılım " ile zayıflatılan
Türk Birliği şimdi dışarı uzanıyor.
Türkiye; kuvvetli , mezheb orijinli, önlenemeyen
yükselişte, yekpare , fetihçi " yeni Safevi" İran' ı yakın markaja
almaya memur ediliyor.
*
Hımm!
Büyük Önderimiz diyor ki;
" Bizi öldürmedikçe,
kafalarımızda ki akımı boğmadıkça, başladığımız devrim ve yenilikler bir
an bile durmayacaktır. Bizden sonraki dönemlerde de böyle olacaktır."
Pekala, biz hangi alemdeyiz?